
Bir-iki gündür, Jo transferi tüm manşetleri süsler oldu. Normal de her transfer için ikiye bölünme söz konusudur kamuoyunda. "İyi transfer, bomba bu adam" ve "Getire getire bunu mu getirdiniz, hiç iş yapmaz bu adam" diyen iki grup. Ama bu bölünme, Jo transferiyle birlikte, beş altı ve hatta yedi grupa bölünmüş görünüyor. "İyi transfer", "kötü transfer", "çok yetenekli ama disiplinsiz", "Rijkaard onu adam eder", "Avrupa oynayamayacaksa ne diye alındı anlamadım"cılar ve bugüne kadar daha önce hiç görmediğim bir grup olan "çok iyi futbolcu ama OPSİYONSUZ" diyenler grubu. Gerçekten "medyanın gücü" denen şeyin tam olarak ne olduğunu kavrayamayan biri olarak, bu olayda net bir şekilde anladım. "Opsiyon" kelimesini otomobil almak dışında kaç kişi kullanır günlük hayatında ya da futbolda "Opsiyon" kelimesini daha kaç vakte kadar kullanırdık da şimdi bu kelime -iyi veya kötü-, henüz sahaya bile çıkmamış bir futbolcunun transferinin kilit noktası olmayı başardı. İşte medyanın gücü !!!... Tabi buradan hemen tüm medyanın yaptığı birşey olarak anlaşılmasın. Ama bir transferin önüne nasıl geçilirin çok güzel bir örneği sergilendi ve daha bir kere bile tribünde bu futbolcuyu izlememiş Galatasaray taraftarı bile "ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca" havasına büründü, bir mahzunlaştı. Bir takım transfer yaparken gerekli mevkiileri, mevcut koşulları, teknik direktörün taleplerini ve o anki piyasa şartlarını dikkate almalıdır ki, Galatasaray da son yıllarda daha önce olmadığı kadar -mümkün olduğunca- bu liste önderliğinde transferlerini yapıyor. Yani Galatasaray'da başkanın telefonla teknik direktörünü arayıp "Hocam bir oyuncu aldık, acayip bişey" dediği günler tarih oldu. İşte bu anlayış, Galatasaray'ı farklı ve çok daha umut verici bir kulüp olma yolunda ilerletiyor. Bu yüzden artık "opsiyon" tartışmalarının anlamsızlaşması ve yapılan her transfere bu yönden bakmak gerekiyor.
Helal olsun. Cok guzel olmus.
YanıtlaSil